* Av.Edip Katayıfçı tarafından kaleme alınmıştır.
Hukuki ilişkiler neticesinde ortaya bir takım hak ve yükümlülükler çıkar. Aydınlatma yükümlülüğü de bir hukuki ilişki neticesinde ortaya çıkabilecek yükümlülüklerden birisi olarak karşımıza çıkar. Kanundan, sözleşmeden ya da dürüstlük kuralından doğabilen bu yükümlülüğün ihlali, zarara sebebiyet verir ve bir sorumluluk gerektirir. Ancak, haksız fiil ve sözleşme sorumluluğu şeklinde ayrıma tabi tutulan sorumluluk hukuku, bazı hukuki ilişkilere uygulanamamaktadır. Nitekim günümüzde öyle hukuki ilişkiler ortaya çıkmaktadır ki, bu ilişkiler dolayısıyla zararlar oluşmakta, ancak oluşan zararın kapsamı ne bir sözleşme ilişkisine dayandırılabilmekte ne de haksız fiilin unsurlarını taşımaktadır. İşte bu bakımdan, taraflar arasındaki bu ilişkiden doğan güvenin korunması ve bu güven ilişkisi dolayısıyla ortaya çıkan zararların tazmini önem arz etmektedir.
Bu çalışmayla, yükümlülük kavramı ile aydınlatma yükümlülüğünün ne şekillerde ortaya çıkabildiği ele alınmakta, aydınlatma yükümlülüğünün hukuki niteliği üzerinde durulmakta ve aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi sebebiyle taraflar arasında oluşan güven ilişkisinin sebep olduğu güven sorumluluğu incelenmektedir.
Yükümlülük, hukuk düzeni tarafından kişilere yöneltilen ve yerine getirilmesi zorunlu olan ödevlerdir[1]. Kural olarak, her hukuki ilişki bir hak ve bu hakka karşılık gelen bir yükümlükten oluşur[2]. Ancak, iki veya çok taraflı hukuki ilişkilerden doğabilen yükümlülüklerin, mutlak haklar bakımından sınırsız sayıdaki kişilere yönelebilmesi de mümkündür.
Yükümlülük ile külfet kavramlarını birbirinden ayırt etmek gerekir. Külfet, hukuk düzeninin bir kişiye diğer bir kişi karşısında yüklemiş olduğu davranıştır. Yükümlü kişi bu davranışı yerine getirmezse, kazanabileceği bir hakkı kazanamaz ya da kaybeder[3]. Bu yükümlülük, sadece külfet yükümlüsünün kendi hukuki yararı için yerine getirmesi gereken bir yükümlülüktür[4]. Örneğin, alıcının, satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirme ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde alıcıya bildirme külfeti vardır (TBK m. 223/1). Eğer alıcı, satılanın durumunu gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır ve kanunun kendisine tanıdığı ayıba karşı tekeffül haklarını kaybeder.
BORÇ İLİŞKİSİNDEN DOĞAN YÜKÜMLÜLÜKLER
Diğer hukuki işlemlerden farklı olarak borç ilişkisinde bir veya birden fazla hak sahibi karşısında bir veya birden fazla yükümlü bulunmaktadır. Bir başka ifadeyle, borç ilişkisinde hak sahibi karşısındaki yükümlü kişiler sayısal olarak belirlidir[5]. Bu bakımdan, bir borç ilişkisi sebebiyle ortaya çıkabilecek yükümlülükler sözleşmeden kaynaklı olabileceği gibi, sözleşme dışındaki borç kaynaklarından olmaları nedeniyle kanunda öngörülmemiş yükümlülükler bakımından, dürüstlük kurallarından da kaynaklanabilir[6].
A)Sözleşmeden Doğan İlk Yükümlülükler ve İkincil Yükümlülükler
Sözleşmeye dayalı borç ilişkisinden doğan yükümlülükler en başta ilk yükümlülükler ve ikincil yükümlülükler olmak üzere ikiye ayrılır. İlk yükümlülükler, sözleşmeden doğan her türlü yükümlülüğü ifade ederken; ikincil yükümlülükler ise, asli ve yan edim yükümlülüğü ile yan yükümlülüklerin ihlal edilmesi halinde ortaya çıkan tazminat yükümlülüğünü ifade eder[7].
B)Edim Yükümlülükleri ve Yan Yükümlülükler
Birincil edim yükümlülüğü ikiye ayrılır: Edim yükümlülüğü ve yan yükümlülükler.
Alacaklı karşısında borçlunun asli yükümlülüğü, edim yükümlülüğüdür. Bu bakımdan, edim yükümlülüğü borç ilişkisinin asıl konusunu oluşturur ve kendi içerisinde “asli edim yükümlülüğü” ve “yan edim yükümlülüğü” olmak üzere ikiye ayrılır.
Asli edim yükümlülüğü, sözleşmenin tipini belirleyen edim yükümlülüğüdür[8]. Diğer bir deyişle, asli edim yükümlülükleri sözleşmenin esaslı unsurunu oluşturan ve dolayısıyla sözleşmenin türü ve niteliğiyle yakından ilgili olan edimlerdir[9]. Örneğin, kira sözleşmesinde kiralanan mal ve kira bedeli esaslı unsurlardır. Bu bakımdan, kiralayanın kiraladığı malı kiracıya devretmesi; kiracının ise, kira bedeli ödemesi asli edim yükümlülükleridir.
Asli edim yükümlülükleri, yan edim yükümlülüklerinden ayrı olarak ve doğrudan doğruya ifası dava edilebilen yükümlülüklerdir[10].
Kanundan, sözleşmeden ve dürüstlük kuralından doğan yan edim yükümlülüklerinde, sözleşmenin esaslı unsurunu oluşturmayan edimler söz konusudur[11]. Bu edimler, asli edime bağlı ve ikincil bir nitelik taşırlar[12]. Ancak, asli edimden bağımsız ifa menfaatleri bulunduğu için, asli edim yükümlülüğünden ayrı olarak talep ve dava edilebilirler[13].
Bağımsız bir varlığa sahip olmayan, asli edim yükümlülüklerine bağımlı nitelikte olan yan yükümlülükler, alacaklıya ifa davası açma hakkı vermez. Yan yükümlülüklerin ihlali dolayısıyla alacaklı, sadece bu ihlalden doğan zararının tazminini dava edebilir[14].
Yan yükümlülükler ya ifaya yardımcı yan yükümlülükler şeklinde ya da koruyucu yan yükümlülükler şeklinde olabilirler.
İfaya yardımcı yan yükümlülükler, asli edimin gereği gibi yerine getirilmesine hizmet ederler[15]. Bu bakımdan, yükümlü kişi, edimin yerine getirilmesini tehlikeye sokmamakla yükümlüdür[16]. Örneğin; satıcı, satılan şeye zarar vermemekle yükümlüdür.
Edimin ifasıyla ilgisi olmayan koruyucu yan yükümlülükler ise, ifa fiili ya da ifa dolayısıyla alacaklının mal ve şahıs varlığı değerlerinde ortaya çıkabilecek zararlardan korunması amacına hizmet eder[17]. Örneğin; doktor hastasını, bir ilacın kullanım şekli konusunda aydınlatmakla yükümlüdür.
Gerek ifaya yardımcı yan yükümlülükler gerekse koruma yükümlülüklerinin kaynağını, genel olarak, dürüstlük kuralı oluşturur. Bu bakımdan, dürüstlük kuralına uygun davranış kuralı, taraflara sözleşme görüşmelerinin başladığı anda ya da sözleşmenin ifası anında yan yükümlülükler yükleyebilir; hatta bazı zamanlarda sözleşmenin ifa edilmesinden sonra da taraflar için yan yükümlülükler doğabilir[18].
AYDINLATMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ VE ÇEŞİTLERİ
Aydınlatma yükümlülüğü, niteliği itibariyle bir yan yükümlülüktür. Aydınlatma ile yükümlü olan kişi, muhattap aldığı kişinin bilmediği konulara ilişkin olarak bu bilgi eksikliğini gidermekle yükümlüdür. Örneğin; Bir makinenin satımında, makinenin kullanılmasının tehlike oluşturma ihtimali bulunuyorsa, bu tehlikenin engellenebilmesi için alıcı tarafın aydınlatılması gerekmektedir[19]. Burada bahsedilen aydınlatma yükümlülüğünü, dürüstlük kuralının bir gereği olarak karşımıza çıkmaktadır[20].
Nitekim sözleşme yapma isteğiyle, çeşitli düşünce ve isteklere sahip olan taraf, yapmak istediği sözleşmenin asli ve önemli hususları hakkında bazı bilgilerden mahrum ise, diğer tarafın bu bilgilere ilişkin bilgi eksikliği bulunan tarafı aydınlatma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyen taraf, dürüstlük kurallarına aykırı davranmış olur.
Aydınlatma yükümlülüğü, dürüstlük kuralının haricinde kanundan da doğabilir. Örneğin, TKHK m. 10/3 hükmüne göre “Satışa sunulacak ayıplı mal üzerine ya da ambalajına, üretici, ithalatçı veya satıcı tarafından tüketicinin kolaylıkla okuyabileceği şekilde malın ayıbına ilişkin açıklayıcı bilgiyi içeren bir etiket konulur. Bu etiketin tüketiciye verilmesi veya ayıba ilişkin açıklayıcı bilginin tüketiciye verilen fatura, fiş veya satış belgesi üzerinde açıkça gösterilmesi zorunludur.” Görüleceği üzere, kanun koyucu, satışa sunulacak ayıplı bir mal ile ilgili üretici, ithalatçı veya satıcıya, tüketiciyi aydınlatma yükümlülüğü öngörmüştür.
AYDINLATMA YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜN ÇEŞİTLERİ
Aydınlatma yükümlülüğü, doğuş anları bakımından, ikiye ayrılır: Sözleşme öncesi aydınlatma yükümlülüğü ve sözleşmeden doğan aydınlatma yükümlülüğü.
A)Sözleşme Öncesi Aydınlatma Yükümlülüğü
Sözleşme öncesi aydınlatma yükümlülüğü, sözleşme kurulmadan önce ortaya çıkar. Gerçekten de, sözleşme yapma saikiyle hareket eden kişinin sosyal temas ya da işlemsel temas kurduğu kişiyle arasında, henüz bu temasın kurulduğu anda fakat sözleşme kurulmadan önce aydınlatma yükümlülüğü doğabilir[21]. Örneğin; kullanmakta olduğu arabasının çok fazla yakıt tükettiğini söyleyen ve bu sebeple de az yakıt tüketen bir araba almak isteyen kişinin beğenmiş olduğu arabanın aslında çok yakıt tükettiği, satıcı tarafından alıcıya söylenmelidir. Aksi halde, satıcının sözleşme öncesi aydınlatma yükümlülüğünün ihlali söz konusu olur.
B)Sözleşmeden Doğan Aydınlatma Yükümlülüğü
Sözleşmeden doğan aydınlatma yükümlüğünün söz konusu olabilmesi için, taraflar arasında bir sözleşmenin kurulmuş olması ve bu kapsamda asli edim yükümlülüğünün doğmuş olması gereklidir. Sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan aydınlatma yükümlülüğü ifaya yardımcı yan yükümlülük şeklinde belirebileceği gibi yan edim yükümlülüğü şeklinde de belirebilecektir. Örneğin; yaşadığı boyun ağrısı sebebiyle boynuna sürebileceği bir merhem almak için eczaneye giden kişiye, istemiş olduğu nitelikteki merhemin satılmasından sonra eczacının, bu merhemin en iyi şekilde etki etmesi için nasıl sürülmesi gerektiğini söylemesi ifaya yardımcı yan yükümlülüktür. Eczacının merhemi prospektüsü ile verme yükümlülüğü ise yan edim yükümlülüğüdür.
AYDINLATMA YÜKÜMLÜLÜĞÜNDEN KAYNAKLI GÜVEN SORUMLULUĞUNUN UNSURLARI
TARAFLAR ARASINDA BİR GÜVEN İLİŞKİSİNİN KURULMASI
Aydınlatma yükümlülüğünden kaynaklı bir güven sorumluluğundan bahsedebilmek için ilk önce, taraflar arasında kurulmuş bir güven ilişkisinin varlığı gerekir.
Borç ilişkisi, alacaklı ve borçlu arasındaki hukuki ilişki anlamına gelmekte; hukuki ilişki ise, hak sahibi ile yükümlüyü birbirine bağlayan hukuki bağa denilmektedir[22]. Borç ilişkisinden doğan edim yükümlülükleriyle alacaklının ifa menfaati koruma altına alınırken, ikincil nitelikte olan korunma menfaati = bütünlük menfaati ile de alacaklının korunması amaçlanmıştır[23].
Koruma yükümlülüklerinden olan aydınlatma yükümlüğü, edim ilişkisinden bağımsızdır. Dolayısıyla, birbirleriyle sözleşme görüşmelerine başlayan ya da sosyal temas veya işlem yapma temasıyla karşı karşıya gelen kişiler arasında, edim yükümlülüklerinden bağımsız, sadece koruma yükümlülüklerinden oluşan bir borç ilişkisi doğar[24].
Sosyal temas, tarafların birbirlerinin hukuki varlık ve değerlerine etki etme imkânına kavuştukları anda kurulmuş olur[25]. İşlem yapma teması ise, sosyal temasın sınırlandırılmış ve somutlaştırılmış bir hali olmakla birlikte, sosyal temasın hukuki işlem sahasına ilişkin olması şeklinde ifade edilebilir[26].
Görüleceği üzere, bir hukuki ilişkiden doğan aydınlatma yükümlülüğü, bir yan yükümlülük olarak ortaya çıkabileceği gibi edim yükümlülüklerinden bağımsız bir borç ilişkisi sonucunda da ortaya çıkabilir. Her iki durumda da, aydınlatma yükümlülüğünün kaynağı dürüstlük kuralıdır.
Bir başkasının güvendiği bir durumu yaratan kişinin, yarattığı bu güven durumundan sorumlu olmasını ifade eden güven sorumluluğunda, aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmeyen kişinin, karşı tarafta güven uyandırdığı belirli bir davranışı söz konusu olmaktadır. Bu davranış, yazılı veya sözlü açıklamalar neticesinde olumlu ve belirgin olarak ortaya çıkabileceği gibi, aydınlatması gereken hususa ilişkin olumsuzluğun bulunmadığı yönündeki açıklamama şeklinde ortaya çıkabilecek olumsuz bir davranış olarak da belirebilir[27].
Bir davranışın güven uyandırmaya elverişli olup olmadığını belirleyebilmek için, bu güven uyandıran davranışın makul ve orta zekalı bir kişi için anlaşılabilir olması gerekmektedir.
Bu suretle belirlenebilen güven ilişkisinin, aynı zamanda, normatif anlamda korunmaya değer olması da gerekmektedir[28]. TMK m. 2/1 hükmüne göre, “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.” Bu hüküm, hukuki ilişkiler sahasını oluşturur ve söz konusu ilişkiler “özel bağlantı” olarak adlandırılır[29]. Bu özel bağlantıyla ortaya çıkan güven ise, güvenen kişinin iyiniyetli olması şartıyla korunabilir[30].
Aydınlatma yükümlüsü taraf ile aydınlatılması gereken taraf arasında kurulan bu ilişkinin, bir güven ilişkisi olarak nitelendirilebilmesi bakımından tarafların içinde bulundukları durumlar önem arz eder[31]. Nitekim taraflardan birisi diğer tarafa nazaran, aralarındaki hukuki ilişkinin niteliği bakımından ve mesleği ya da uzmanlık alanı dolayısıyla daha yüksek bir açıklama yükümlülüğü altında bulunabilir[32] ve bu durumdan kaynaklı olarak taraflar arasında güven ilişkisi kurulabilir. Örneğin, elektronik bir cihaz almak isteyen alıcı ile elektronik bilgisi uzmanlık düzeyinde bulunan satıcı arasındaki satım sözleşmesinin görüşmeleri sürecinde, alıcının satıcıya karşı bir güveni oluşabilir.
Aynı şekilde taraflardan birinin mesleki konumu da güven ilişkisinin ortaya çıkmasında rol oynayabilir. Örneğin, alanında çok iyi olan bir doktorun yapmış olduğu başarılı bir operasyondan sonra gazetelere verdiği röportaj sonrası, bu röportajı okuyup doktordan randevu alan bir hasta arasında güven ilişkisi kurulmuş olur.
Bunların dışında, taraflardan birinin hukuki ilişkide takındığı tavır, ortaya koyduğu tutum ve davranışlar da karşı taraf nezdinde bir güven yaratabilir[33].
FİİL İLE GÜVEN İLİŞKİSİNİN İHLALİ
Aydınlatma yükümlülüğünün kanun, sözleşme ya da dürüstlük kuralı gereği ortaya çıkabileceğine yukarıdaki bölümlerde değinmiştik.
Sözleşme gereği ortaya çıkan aydınlatma yükümlülüğünde, bu yükümlülüğün ihlalinin sözleşme sorumluluğuna yol açması dolayısıyla, güven sorumluluğunu doğurmayacağı açıktır.
Aydınlatma yükümlülüğünün kanundan doğduğu hallerde ise bu yükümlülüğün ihlali, bazı şartların gerçekleşmesiyle güven sorumluluğunu doğurabilir. Gerçekten de, kanunda öngörülen aydınlatma yükümlülüğünün ihlali doğrudan akdi bir talebe imkân sağlayabilir[34]. Bu durumda gereği gibi ifa etmeme hali oluşur ve TBK m. 112 vd. hükümleri uygulanır[35]. Bununla birlikte, kanunda öngörülen aydınlatma yükümlülüğünün ihlali, gereği gibi ifa etmeme soncunu doğurmayıp, tüketicinin cayma hakkını kullanması ya da hata veya hile yüzünden sözleşmenin iptali ile sonuçlanmışsa güven sorumluluğundan bahsedilebilir[36].
Aydınlatma yükümlüsü, aydınlatmadan kaçınma suretiyle güven ilişkisini ihlal edebilir. Burada bahsedilen kaçınma, aydınlatması gereken hususlara ilişkin olumlu veya olumsuz bilgilerin verilmemesi şeklinde ortaya çıkar. Örneğin; satıcının, satmakta olduğu arsanın imara kapalı olduğunun, arsayı ev yapmak amacıyla alacak olan kişiye söylenmemesi halinde durum bu şekildedir.
Diğer taraftan, yanlış veya eksik/yetersiz bilgi vermek suretiyle de aydınlatma yükümlülüğü ihlal edilebilir. Örneğin, satıcının paketli olmayan ve dolayısıyla üzerinde üretim tarihinin de bulunmadığı, bir hafta önce üretilmiş olan bir malın, iki gün önce üretildiğini alıcıya söylemesi, yanlış bilgi vermek suretiyle aydınlatma yükümlülüğünün ihlalini oluşturur. Eksik/yetersiz bilgi vermek ise, bilginin anlaşılmaz olmasını veya geç bir vakitte verilmiş olmasını da kapsamaktadır[37]. Örneğin, bir bilgisayar programcısının, programlama yaptığı kişi için önemli olan hususları ona teknik bir dil kullanarak anlatmasında aydınlatma yükümlülüğünün eksik/yetersiz bilgi verme şeklindeki ihlali söz konudur. Zira burada bilgisayar programcısı aydınlatmasını eksiksiz yapmamışsa da, muhatabın anlayacağı bir dille yapmamıştır[38].
GÜVEN İLİŞKİSİNİN İHLALİNDEN DOĞAN ZARAR
Aydınlatma yükümlülüğünden kaynaklı güven sorumluluğunun doğabilmesi için tazmini gerekli bir zararın varlığına ihtiyaç vardır.
Zarar, genel olarak, geniş anlamda zarar ve dar anlamda zarar olmak üzere ikiye ayrılır[39]. Dar anlamda zarar, bir kimsenin iradesi dışında malvarlığında meydana gelen eksilmedir[40]. Bu eksilme, ya malvarlığındaki aktif değerlerin azalmasıyla ya da pasiflerin artmasıyla olur[41]. Malvarlığında meydana gelen eksilme, zararı ortaya çıkaran olaydan sonra malvarlığındaki durum ile bu olay meydana gelmeseydi malvarlığının göstereceği durum arasındaki farkı ifade eder[42]. Geniş anlamda zarar ise, bir kişinin iradesi dışında meydana gelen malvarlığı ya da şahıs varlığındaki eksilme olarak tanımlanır[43].
Güven sorumluluğu açısından, güven ilişkisinin ihlali ile ortaya çıkacak olan zarar, malvarlığı zararı olabileceği gibi malvarlığı ve şahıs varlığı zararı şeklinde de olabilir. Malvarlığı zararları, kazanç kaybı zararı ya da masraf yapma zararı şeklinde oluşabilir[44]. Malvarlığı ve şahıs varlığı zararları ise, bütünlük menfaatlerinin ihlali sonucunda ortaya çıkarlar ve bu ihlal taraflar arasındaki ilk işlem teması ile kurulan güven ilişkisinin ihlali olarak kabul edilebildiği ölçüde güven sorumluluğu kapsamında tazmin edilirler[45].
Gerçekten de, aydınlatma yükümlüsü kişinin bu yükümlülükten kaçınması ile birlikte zarar meydana gelebilir. Örneğin, satıcının, satmakta olduğu arsanın imara kapalı olduğunun, arsayı ev yapmak amacıyla alan ya da alacak olan kişiye söylenmemesi halinde, arsayı satın alan kişinin çekmiş olduğu kredi ya da bu arsa için yapmış olduğu masrafların başkaca bir kazancına engel olması halinde zarardan bahsedilecektir. Diğer taraftan, aydınlatma yükümlüsü kişinin yanlış aydınlatma yapmasından dolayı da zarar oluşabilecektir. Örneğin, satıcının paketli olmayan ve dolayısıyla üzerinde üretim tarihinin de bulunmadığı, bir hafta önce üretilmiş olan bir yoğurdun, iki gün önce üretildiğini alıcıya söylemesi, alıcının zehirlenmesine sebep olabilecektir.
GÜVEN İLİŞKİSİNİ İHLAL EDEN FİİL İLE MEYDANA GELEN ZARAR ARASINDA UYGUN İLLİYET BAĞI
Aydınlatma yükümlülüğünden kaynaklı güven sorumluluğunun söz konusu olabilmesi için bir diğer unsur, aydınlatma yükümlülüğünün ihlali ile bu ihlal dolayısıyla ortaya çıkan zarar arasındaki sebep-sonuç ilişkisidir.
Türk Hukukunda da hakim olan uygun illiyet bağı teorisi, “Somut olayda gerçekleşen türden bir sonucu, olayların normal akışına ve hayat tecrübelerine göre, niteliği ve ana temayülü itibariyle meydana getirmeye genel olarak elverişli olan veya bu türden bir sonucun gerçekleşme ihtimalini objektif olarak arttırmış bulunan zorunlu şart ile söz konusu sonuç arasındaki bağa denir.[46]”Tanıma göre, örneğin, bir satıcının aydınlatma yükümlülüğünü ihlal etmesi, alıcının satın aldığı şeyden gereği gibi yararlanamamasına sebep olmuşsa, aydınlatma yükümlülüğünün ihlali ile ortaya çıkan zarar arasında uygun bir illiyet bağı vardır.
Uygun illiyet bağı teorisinin kabulünün yanı sıra, güven sorumluluğunun doğabilmesi için diğer bir illiyet bağından daha bahsedilir[47]. Bu illiyet bağı, “zarar gören kimsenin duyduğu güven” ile bu kimsenin “tasarrufu” arasında ortaya çıkar[48]. Buna göre de, zarar gören kimsenin gerçek durumu bilmesi, kendisini zarara uğratan tasarrufta bulunmamasına sebebiyet verecek idiyse illiyet bağından bahsedilebilir[49]. Yani, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesinde, aydınlatılması gereken taraf aydınlatılmış olsaydı kendisi için zararın ortaya çıkmayacağı başka bir davranışta bulunacak idiyse, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi ile zarar arasında illiyet bağı kurulmuş olacaktır.
GÜVEN İLİŞKİSİNİ İHLAL EDEN DAVRANIŞIN KUSURLU OLMASI
Sorumluluk hukukunun en temel kavramlarından biri olan kusur, hukuk düzeninin kınadığı davranış biçimine denir.
Aydınlatma yükümlülüğünü ihlal eden kişinin kusuru belirlenirken, bu yükümlülüğü yerine getirmeyen kişi ile aynı sosyal ve mesleki çevreye ilişkin ortalama zekâlı, dürüst ve makul bir insan ele alınır[50]. Bu anlayış, objektif kusur teorisine ait belirleme yöntemidir. Bu kriterler aynı zamanda kusurun objektif yönünü de oluşturur[51]. Kusurun sübjektif yönü ise aydınlatma yükümlülüğünü ihlal eden kişinin temyiz kudretidir[52]. Ayırt etme gücüne sahip olmayan kişi, aydınlatma yükümlülüğüne aykırı hareket etse bile, bu davranışından dolayı sorumlu tutulamayacaktır.
Aydınlatma yükümlüsünün kusuru, kast veya ihmal şeklinde ortaya çıkabilecektir. Kast, failin hukuka aykırı sonucu bilmesi ve istemesi şeklinde tanımlanır[53]. İhmal ise, “hukuka aykırı sonucu istememekle birlikte, böyle bir sonucun meydana gelmemesi için şartların gerekli kıldığı özenin gösterilmemesine” denir[54]. Aydınlatma yükümlülüğünden kaynaklı güven sorumluluğunda, kast derecesindeki bir kusurun varlığını ispat edebilmek her zaman mümkün değildir[55]. Dolayısıyla aydınlatma yükümlüsünün hukuka aykırı sonucu istemese bile, bu hukuka aykırı sonucun ortaya çıkmaması için gerekli özeni göstermemiş olması, güven sorumluluğunun doğabilmesi için yeterlidir. Bu özenin gösterilip gösterilmediği ise somut olaya, aydınlatma yükümlülüğünü ihlal eden kişinin yaşına, cinsiyetine, eğitimine ve mesleki durumuna bakılarak belirlenir[56]. Örneğin, aydınlatma yükümlüsü olan bir doktorun, bu yükümlülüğü ihlal etmesi dolayısıyla ortaya çıkan zarar, makul bir doktorun kendisinden beklenilen özeni göstermesi ile önlenebiliyorsa, aydınlatma yükümlüsü doktorun ihmalinden bahsedilebilecektir.
Diğer taraftan ise, aydınlatma yükümlüsü kişinin kusuru, aydınlatılması gereken kişinin kusuru ile birlikte değerlendirilmelidir. TBK m. 52/1 hükmüne göre “Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir.” Burada bahsedilen zarar gören kişinin kusurunun, onun iyiniyetini ortadan kaldıracak derecede yüksek olmaması gerekmektedir[57].
AYDINLATMA YÜKÜMLÜLÜĞÜNDEN KAYNAKLI GÜVEN SORUMLULUĞUNUN HÜKÜM VE SONUÇLARI
Güven ilişkisinde, aydınlatma yükümlülüğünü kusurlu davranışıyla ihlal eden kişi, bu kusurlu davranışı sebebiyle zarar verdiği kimsenin bu zararını güven sorumluluğu kapsamında tazmin etmekle yükümlüdür.
Bu kapsamda tazminat alacaklısı, aydınlatma yükümlülüğünün ihlali dolayısıyla zarar gören kimsedir. Zarar gören kimse ise, birbirleriyle sosyal temasa giren kişilerden birisi olabileceği gibi; “üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşmelerden doğan borç ilişkilerinde, üçüncü bir kişi de olabilir[58]. Üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşme, borçlu ile sözleşmenin tarafı olmayan, ancak diğer tarafın koruması altından bulunan kimse arasında doğar[59]. Örneğin, Ahmet’in alışveriş yapmak amacıyla girmiş olduğu mağazanın zemini yeni silinmiş ve Ahmet’in koruması altında bulunan çocuğu Ayşe de zeminin ıslak olması sebebiyle kayıp düşmüş ve yaralanmış ise, zeminin ıslak olduğuna ve bu hususa dikkat edilmesi gerektiğine ilişkin aydınlatma yükümünü yerine getirmeyen mağaza sahibi Mehmet, ortaya çıkan zarardan dolayı tazminat borçlusu olarak sorumlu olacak; bu zararın tazminat alacaklısı ise, üçüncü kişi konumunda bulunan Ayşe olacaktır.
Güven sorumluluğu kapsamında tazmin edilmesi gereken zarar ise, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi dolayısıyla güven ilişkisinin ihlalinden doğan zarardır. Bu bakımdan, aydınlatma yükümlülüğünün güven ilişkisinden kaynaklandığı durumlarda zarar gören kişi, bir kazanç kaybına uğramakta ve bu da menfi zarara tekabül etmektedir[60]. Menfi zarar, “sözleşmenin kurulmamasından veya geçerli olmamasından” doğan zarardır[61]. Menfi zarar bu kapsamda fiili zarar ve kar mahrumiyeti olarak ortaya çıkar[62]. Fiili zarar, sözleşmenin kurulması için yapılan masrafları ifade ederken; kar mahrumiyeti ise, kaçırılan fırsata tekabül eder[63]. Ancak, her ne kadar tazminatın kapsamı menfi zarar boyutunda ele alınmışsa da, menfi zarar sınırını aşan bir tazminat talebi de mümkün olabilir[64].
Aydınlatma yükümlülüğünün ihlalindeki sorumluluk, daha önce de değinmiş olduğumuz üzere, aydınlatma yükümlüsünün aydınlatma yapmaktan kaçınması, yanlış aydınlatma yapması ya da yetersiz aydınlatma yapması şeklinde ortaya çıkacaktır. Bu bakımdan, aydınlatılması gereken tarafın zararı, mevcut durum ile gereği gibi aydınlatılsaydı mal varlığının içinde bulunacağı durum arasındaki farka göre belirlenecektir[65].
Edim yükümlülüklerinden bağımsız bir borç ilişkisinin ihlali, ne haksız fiil olarak nitelendirilebilmekte ne de bir sözleşme ihlaline dayandırılabilmektedir. Güven sorumluluğu bu kapsamda önemli bir yere sahiptir. Gerçekten de, culpa in contrahendo gibi sadece sözleşme öncesini değil, koruma yükümlülüklerinin mevcut olduğu her aşamayı kapsayan güven sorumluluğu, başlangıç noktasını sosyal temastan almaktadır.
Güven sorumluluğunun kabulüyle birlikte, bir kimsenin güvendiği bir duruma sebebiyet veren kişinin, sebebiyet verdiği bu güven ilişkisini ihlal etmesi neticesinde, ortaya çıkan zararlardan da sorumlu olması gerekmektedir.
Güven sorumluluğu, koruma yükümlülüklerinin söz konusu olduğu her aşamayı kapsadığından, aydınlatma yükümlülüğünün bu sorumluluk kapsamında ayrı bir önemi bulunmaktadır. Nitekim bir borç ilişkisinde yan yükümlülük olarak karşımıza çıkan aydınlatma yükümlülüğü, edim yükümlülüklerinden bağımsız borç ilişkilerinde ise koruma yükümlülüğü olarak kendini gösterir. Bunun dışında, özellikle TKHK hükümlerinde yer alan aydınlatma yükümlülüklerinden de anlaşılacağı üzere, bu yükümlülüğün kanun tarafından da öngörülmesi mümkündür.
Borç ilişkisi sonucunda ortaya çıkan aydınlatma yükümlülüğünün ihlalinde, sözleşme sorumluluğu söz konusu olurken, tarafların sosyal temasıyla ve henüz ortada bir sözleşme yokken ortaya çıkan aydınlatma yükümlülüğünün ihlalinde güven sorumluluğu söz konusu olmaktadır.
Bu sorumluluğun ortaya çıkabilmesi için ise, taraflar arasında bir güven ilişkisinin kurulmuş olması, bu güven ilişkisinin aydınlatma yükümünün yerine getirilmemesi suretiyle ihlal edilmiş olması, ihlal neticesinde ortaya bir zararın çıkmış olması, ihlal ile zarar arasında uygun bir illiyet bağının bulunması ve aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemiş olmasının bir kusura dayanması gerekmektedir.
Tüm bu şartların mevcudiyeti halinde, aydınlatılması gereken ve aydınlatılmadığı için zarara uğrayan tarafın, ortaya çıkan zararını tazmin etmesi mümkün olabilecek; tazminatın kapsamını ise menfi zarar oluşturacak; hakkaniyeti gerektirmesi halinde, menfi zarar sınırını da aşabilecektir.
[1] EREN, Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Yetkin Yayınları, Ankara 2015, s. 28.
[2] EREN, s. 27.
[3] ADAY, Nejat, Özel Hukukta Yüklenti Kavramı ve Sonuçları, Beta Yayınları, İstanbul 2000, s. 123.
[4] ADAY, s. 123.
[5] EREN, s. 29.
[6] KILIÇOĞLU, Ahmet, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Turhan Kitabevi, Ankara 2006, s. 19.
[7] EREN, s. 30-31.
[8] EREN, s. 31.
[9] KILIÇOĞLU, s. 19.
[10] EREN, s. 31.
[11] KILIÇOĞLU, s. 19.
[12] EREN, s. 33.
[13] EREN, s. 33.
[14] EREN, s. 37.
[15] EREN, s. 38; KILIÇOĞLU, s. 20.
[16] ŞENOCAK, Zarife, Borçlunun İfa Yardımcılarından Dolayı Sorumluluğu, Dayınlarlı Yayıncılık, Ankara 1995, s. 88.
[17] EREN, s. 38.
[18] EREN, s. 39.
[19] EREN, s. 38.
[20] EREN, s. 39.
[21] EREN, s. 40-42.
[22] EREN, s. 27.
[23] EREN, s. 39.
[24] EREN, s. 42.
[25] DEMİRCİOĞLU, Reyhan Huriye, Güven Esası Uyarınca Sözleşme Görüşmelerindeki Kusurlu Davranıştan Doğan Sorumluluk, Yetkin Yayınları, Ankara 2009, s. 128.
[26] KIRCA, Çiğdem, Bilgi Vermeden Dolayı Üçüncü Kişiye Karşı Sorumluluk, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, Ankara 2004, s. 171; DEMİRCİOĞLU, s. 131.
[27] DEMİRCİOĞLU, s. 179.
[28] DEMİRCİOĞLU, s. 181.
[29] KIRCA, s. 119.
[30] DEMİRCİOĞLU, s. 181.
[31] DEMİRCİOĞLU, s. 230.
[32] DEMİRCİOĞLU, s. 230.
[33] DEMİRCİOĞLU, s. 231.
[34] DEMİRCİOĞLU, s. 227.
[35] OĞUZMAN, Kemal / ÖZ, Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Filiz Kitabevi, İstanbul 2006, s. 324.
[36] DEMİRCİOĞLU, s. 227.
[37] Bkz. ERBEK, Özge, Tüketici Satımlarında Satıcının Sözleşme Öncesi Aydınlatma Yükümlülüğü ve İhlâlinin Sonuçları, Doktora Tezi, 2010, s. 220 vd.
[38] Bkz. ERBEK, s. 221-222.
[39] EREN, s. 520-521.
[40] EREN, s. 521; KILIÇOĞLU, s.209; OĞUZMAN/ÖZ, s. 514.
[41] EREN, s. 522.
[42] EREN, s. 522.
[43] EREN, s. 520; KILIÇOĞLU, s.208.
[44] OĞUZTÜRK, Burcu Kalkan, Güven Sorumluluğu, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2008, s. 262.
[45] DEMİRCİOĞLU, s. 247.
[46] EREN, s. 541.
[47] DEMİRCİOĞLU, s. 256.
[48] DEMİRCİOĞLU, s. 256 ve dipnot 345’te yollama yapılan yazarlar.
[49] DEMİRCİOĞLU, s. 256.
[50] Objektif kusur teorisinin tanımı ve şartları için bkz. EREN, s.570-571.
[51] EREN, s. 572.
[52] EREN, s. 572.
[53] EREN, s. 574-575.
[54] EREN, s. 576.
[55] DEMİRCİOĞLU, s. 253.
[56] EREN, s. 577.
[57] DEMİRCİOĞLU, s. 253.
[58] Edim yükümlülüklerinden bağımsız borç ilişkileri hakkında bkz. EREN, s. 42 vd.
[59] EREN, s. 43.
[60] OĞUZTÜRK, Burcu Kalkan; s. 268.
[61] EREN, s. 530; OĞUZMAN/ÖZ; s. 340.
[62] ERBEK, s. 276.
[63] ERBEK, s. 276.
[64] OĞUZTÜRK, Burcu Kalkan; s. 268; DEMİRCİOĞLU, s. 265.
[65] ERBEK, s. 278.